Halk hikayeleri, destan ve masallarının değişik
ağızlardan ve birbirinden farklı anlatılması kültürel çeşitliliğin bir
yansıması ve sözlü edebiyatın birçok ekleme ya da çıkarmalarla başka
boyutlara taşınması olarak yorumlanabilir.
Bu çeşitlilikler bazen öteki hikayelerle içiçe geçebildiği gibi, bazen de
yalnızca küçük aktarmalarla bağlantılar kurulabilmektedir. Birbirinden
bağımsız iki hikaye buna somut örnek olabilir.
Köroğlu ve Keloğlan hikayeleri birbirinden bağımsız ve çoğu da tarihin
değişik zamanlarına denk gelir. Bu iki hikaye ve hikaye kahramanlarının
yaşam biçimleri de çok farklıdır. Ancak Azerbaycan ve Kuzeydoğu Anadolu’da
yaygın olarak anlatılan Köroğlu kollarının birinde bu ikisi, hem de kendi
kişilikleriyle karşı karşıya gelmektedir.
Bu ve benzeri hikayelerin belki çeşitli ağızlardan çıkıp derli toplu hale
gelmesi genellikle usta hikayecilerle açıklanabilir. Böylesi usta
anlatıcılar her zaman halk arasında bulunmuş ya da halk böylesi
anlatıcıları yaratmıştır.
Bu hikayelerin türkülü anlatımlara dönüşmesi ya da bu biçimde düzenlenmesi
ise hemen tümüyle aşıklara özgüdür.
Aşıklık geleneğinin en önemli gereklerinden biri olan hikayecilik,
günümüzde giderek azalmakta ve belgelenmeyenlerse unutulmaktadır. Bazen
bir hikaye ya o hikayenin çeşitlemesi, bir insanla birlikte yitip
gitmektedir. Bu nedenle geleneklerin yöresel boyutlarıyla özelliklerini
yitirmeye başlaması, böylesi hikayelerin de ya biçimini değiştirmesi ya da
unutulması sorununu gündeme getirmektedir.
Her ne kadar kulaktan kulağa yayılan bu hikayelerin dinamizmi kalmasa
bile, bunların yok olma tehlikesinden dolayı yazıl hale getirilmesi
gerekmekte.
Bu bölümde aktarmayı düşündüğümüz de bu hikayelerden bazı kesitler (ya da
bütün olarak) aracılığıyla belleklerden silinmesini engellemek olacak.
Bir başka nedeni de, bu aşık ağzı anlatılarda geçen olay kahramanlarının
birçoğunun kadın olması ve türkülerin de bu kadın kahramanların ağzından
söylenmiş olmasına açıklık getirmeyi amaçlamaktadır.
Sonuçta, bu anlatılar her ne kadar bir aşığın yaratması ve yorumu olsa da,
bu anlatılardaki türküler genellikle hikayenin erkek kahramanına
kaydedilmektedir. Belki bir boyutuyla yanılsama nedeni sayılabilir. Ancak
toplumlarda (özellikle Doğu toplumlarında) türkülerin, ağıtların,
ninnilerin ana kaynağının kadınlar olduğu düşünüldüğünde bu yanılsamanın
önüne geçmeye çalışmak folklor ve edebiyat araştırmacılarının önemli
görevleri arasında olmalı.
Hikayeyi tasnif eden erkek bir aşık olsa da içinde geçen kadın ağzı
türküyü ilgili kişi adıyla aktarmak böylesi yanılgıları sınırlayabilir.
Sözgelimi »Kerem İle Aslı« hikayesinde geçen tüm türküleri Kerem adlı
hikaye kahramanına maletmek haksızlık olmakta. Oysa bu hikayede Sofu
da, Aslı da, kurukafa da, ağaç da dile gelip Kerem’le
söyleşmektedir. Bu anlamda böylesi ayrımları belirtmek de, bu hikayeleri
burada gündeme getirmenin amaçlarından olacak.
Bekir Karadeniz
Orhan Bahçıvan

Hikayeler